|
| Göksel GÜNAY tarafından yazıldı. |
| Perşembe, 06 Aralık 2007 01:56 |
|
Sevgili Arkadaşlar; Aşağıdaki anı Osman Emin Demir'e aittir. Sayfada yayımlanmasını istediği için yazıyı bana göndermiş ben de elimden geldiğince yayınlamaya çalıştım. Üstte her ne kadar yazar Göksel Günay olarak görünse de yazının sonunda Osman abinin ismi vardır. Bilgilerinize... Sevgili Dostlar;
Bilindiği gibi Pirat, 5 m boyunda, 1,61 m eninde çift kişilik (center boat) denilen hareketli salmalı bir yelkenli teknedir. Ben yelkene bu tekne ile başladım. Ardından kısa bir müddet Snipe ve epeyce Dragon'da devam ettim. 1998'de saygıdeğer ağabeyim Reşat Uca'nın teknik desteği (planları ve sınıf kurallarını vererek) yine eski piratçıların ( Orhan Özeray, Ahmet Serim vb.unuttuklarım beni affetsinler) maddi manevi katkılarıyla, İzmit Yelken Kulübü'nün de gösterdiği büyük arzu ile, rahmetli Sabri Yalım'ın başkanlığında Pirat Birliği yeniden kuruldu. Önce Hüseyin Çoban'ın inşa ettiği kontrplak, akabinde İstanbul Yelken'in bünyesinde oluşan bir ekibin önderliğinde ( sanırım ilk yaptıran da Nihat Yenel'di ) fiber Piratlar peş peşe suya inmeye başlamıştı. 2002 yılında sadece İstanbul'da sayı yirmiyi geçmiş ve kontrplaklar demode olmaya başlamıştı bile. 2002 Aralık ayı ile, 2003 Mart ayına kadar dokuz hafta sonu 18 yarış için planlanan KIŞ TROFESİNE 16 kayıt verilmişti. En az katılımda bile on tekneden aşağı start verilmeyen bu yarışlarda birkaç vefakar hakem arkadaşla birlikte bila bedel Başhakemlik yapan Aydın Ulutaş ekibinin özverilerini unutmak da mümkün değildir. İşte bu yarışlardan Ocak ayında yapılanlardan birindeyiz. Ben ve ekibim çok hafif ( 2 - 3 knot'ı geçmez ) bir havada orsa seyrindeyiz. Daha iyi gitsin diye ıskotaları kitledik rüzgar altına uzandık. Yeke uzatmasının ucu elimde ileriyi gözlüyorum. Sanki sağnak gelir gibi oldu, yerimden doğruldum. Evet hafif bir sağnak gelir gibiydi. Acele etmenin bir manası yoktu. Flokçuma bir şey söylemeye gerek görmedim. Rüzgar üstüne geçersem ağırlığım bu sağnağı karşılamaya yeter diye düşündüm. Rüzgarüstüne oturduğumda ise pek de öyle olmadığını fark ettim. Flokçuma seslenerek rüzgar üstüne geçmesini söylerken içeri uzanarak ıskotanın ucunu yakalayıp kilitten kurtarmak için eğildim. Sağnak umduğumdan kuvvetli idi ve tekneyi rüzgar üstüne çekerken yatırmaya da başlamıştı. Niyetim ana yelkeni laçkalayarak batma riskini bertaraf etmekti. Ama geç kalmıştım. Ne olduğunu anlamadan kendimizi denizde bulmuştuk. Kendine çok güvenir misin, al başına belayı. Kış ortasında ve sakin havada batmıştık. O vakit İstanbul İl Temsilcisi olan ve büyük desteğini gördüğümüz rahmetli Mustafa Özer ve genç bir antrenör arkadaşın yardımı ile şişme bota alındık. İçi su dolan dry süitlerimizi çıkardık. O kadar kendime güvenmişim ki, içimde mayo bile yok. Flokçum acemi olduğundan ve çok korktuğu için ona sen dur diyerek donla yeniden suya atladım.Tekneyi düzelttim, içine girdim. Yerinden çıkan dümeni takmak üzere kıç güverteye yüzü koyun uzandım. Teknenin suyunu selflerden boşaltırım düşüncesi ile yol yapmak niyetindeyim. Bu arada bir şeyi daha yaşayarak öğrendim: Bilirsiniz iğnecikler şaşı monte edilir. Yani önce alt yuvaya oturur, 1 - 2 cm sonra da üst iğnecikler birbirini ağızlar. Bunu kim takmışsa alt ve üst iğnecikler aynı hizada birbirlerini ağızlıyordu ve ben uzun uğraşılara rağmen; içi ağzına kadar su dolu teknede bir o yana bir bu yana yalpalarken bir türlü dümeni takamıyordum. Bu arada Mustafa bey ve yardımcı arkadaşlar baş ipimi şişme bota bağlamışlardı. Bu beyhude uğraşımı seyreden Mustafa beyin sesi kulağıma geldi:
- Gaz ver de çekelim kıyıya, adam donacak yahu !
Ve ben ıslak güvertenin üzerinden kayarak tekrar soğuk sularla kucaklaştım. Sevgilerimle... Osman Emin DEMİR |

